001
Gittim
Ne gözlerinin içine bakıp yardım dileyebileceğim bir kahraman vardı etrafımda, ne de acımı üstüne yıkabileceğim bir zalim. İkisi de bendim.
Yerdeydim. Yüzüm toprakta, avuçlarım toprakta. Kendime acıyışımı bastıracak daha büyük bir acı aradım kendimde; bulamadım. Sesim tükendi. Toprak sustu. Ben de sustum.
Kalkmak yıllarımı aldı. Beni kaldıran her uzvuma ayrı ayrı baktım: dizlerime, bileklerime, hâlâ düşünmekte direnen kafama. Toprağı üstümden silktim ve silktikçe eksildim; çünkü toprağa yakın durmak, onlara yakın durmaktı. Ölülerin şehrini terk etmiştim; ölülerimi terk edememiştim. Onlar artık her toprağın altındaydı, bense her toprağın üstünde fazlaydım.
Ayaklarımın dibindeki kanın yansımasından biri bana bakıyordu. Eğildim; bana bakan bendim, dibinde ise bir avuç mavi. Başımı kaldırdım: gökyüzüm artık karaydı.
Mavisi, toprağın sakladığıyla birlikte gömülmüştü.
Ona bir daha bakamadım.
Yürüdüm. Vazgeçebilmeyi diledikçe ayaklarım bir adım daha atıyordu; döktüğüm kanın izlerinden uzaklaştıkça hızlandım, hızlandıkça nefesim geçmişle geleceğin tam ortasında bir yere sıkıştı ve ben o yerin adını koyamadan koşmaya başladım — sanki yol beni bir yere götürüyormuş gibi, sanki vardığım yerde toprak başka bir topraktı da beni tanımayacaktı.
Sahi, ben ne için koşuyordum?
Dizlerim böyle titrememeliydi.
Yeniden yerdeydim.
Toprak, tanıdık.
Gökyüzü, kara.
Hey, orada biri var mı?